John Wick (2014) | İnceleme

5


“Sinemada neden kaliteli bir film yok?!” diye yakınırken, ilk filmiyle adından sıkça bahsettiren John Wick’in ikincisinin çıktığını gördüm. Pek fazla bir seçeneğim de olmadığı için ilk filmini izleyerek John Wick’e bir şans vermem gerektiğini düşündüm. Ve öyle de yaptım.

“Filmde sadece aksiyon var!” diyerek filmden heyecanlı bir şekilde bahseden arkadaşlarımı dinledikten sonra John Wick hakkında ön yargılarım oluşmuştu, “Sadece aksiyon var?”. Böyle bir film ne kadar iyi olabilirdi ki benim için. Sonuçta, Fast and Furious ve Mad Max gibi sırf aksiyondan oluşan film serileri, fazlasıyla uykumu getirmiş ve henüz yarısına bile ulaşamadan filmlerini kapatmama neden olmuşlardı. John Wick’de de öyle olmasından korkmuştum. Ama buna rağmen filmi açtım ve mecburiyetten izlemeye başladım. 

Neyle alakalı olduğunu az çok biliyordum filmin, en azından John Wick’in bir suikastçı olduğunu tahmin edebiliyordum. Filmin başları gayet normal ilerliyordu. Sanırım John, elini eteğini bu işlerden çekti ve normal bir hayat kurmaya çalıştı dedim. Film devam etti ve tabi ki de John’un değer verdiği şeyler bir bir gitmeye başladı. Ama bunları hiç de “Oha ama tam klişe!” diyerek izlemedim çünkü çoktan filmin büyüsüne kapılmıştım. Keanu Reeves’in oyunculuğu bir harika! 

Filmi izlemeden bir kaç gün önce de Keanu’nun John Wick 2 için nasıl hazırlandığını gösteren bir video izledikten sonra “Bu adama gerçekten de iyi!” demiştim.

Konuya değinecek olursam… Konuyu boş verin aslında, konu falan yok gerçekten de! Ama tam sinemanın önüne geldiniz ve John Wick 2’yi izleyeceksiniz… Böyle bir durumda 2’ye boş girmemeniz için konudan kısaca bahsedebilirim.

Konusu; bu pis işleri bırakan John, sevdiği kadınla evlenir ve yeni bir hayata başlar. 4 yıl kadar bu şekilde gittikten sonra karısı, hastalığına bağlı olarak doğal sebeplerden dolayı ölür. Ama arkasında, John için bir köpek ve bir de not bırakmıştır. John’un köpekle arkadaş olmasını ve kendisini yalnız hissetmemesini ister. John köpekle arkadaş olur ve zaman geçtikçe ona ısınır.

Ancak sonrasında bir araba mevzusu yüzünden 4 serseri John’un evine girer. Onu hazırlıksız yakalayıp bir güzel dövdükten sonra, arabasını çalar, köpeğini de öldürürler. Bu serseriler Rus mafyasının elemanlarıdır ve içlerinden biri de baronun oğludur. Köpeği de öldükten sonra John’un değer verdiği hiç bir şey kalmamıştır geride. Gözünü karartır ve oğlanı bulana kadar ,amiyane tabiriyle, kafa göz dalar herkese. 

Evet filmin konusu bu kadar. Burada bilmeniz gereken son bir şey daha var. Zamanında John’un da aralarında olduğu, suikastçılar birliği gibi bir şeyden bahsediliyor filmde. Ne olduğu tam olarak gösterilmedi, ama herkesin birbirini tanıdığı ve katı kuralların olduğu bir topluluk burası. Sanırım 2. filmde bu topluluğun derinlerine inilecekmiş ve filmin de üçleme olacağını duydum. Yani bir film daha gelecek ve sonrasında John Wick, efsaneler arasında ki yerini alacak gibi duruyor.

Filmin akışı gerçekten mükemmel, eğer Hitman oynadıysanız tarzını ona benzettim ben. Ve oldukça da gerçekçi bir film. “Yok artık ama oha!” diyeceğiniz James Bond sahnelerinden burada bulamazsınız.

Sonuç olarak; hikaye her ne kadar fazlasıyla klişe olsa da filmi izlerken bunu hiç hissettirmiyor size, sadece ekrana kilitlenip kalıyorsunuz. Benim görüşüm “Kesinlikle İzlenmeli!” yönünde. Büyük adam Keanu Reeves’e de selam olsun!

Fragmanı ve yukarıda bahsettiğim Keanu Reeves’in hazırlanış videosunu alt tarafa ekliyorum, iyi seyirler şimdiden…

Fragman

Ve şu harika taktiksel çalışma videosu


Leave A Reply

Your email address will not be published.