The Revenant (2015) | İnceleme

0



Leo’ya oscarı getiren film olarak biliyoruz Revenant’ı. Peki nedir Revenant? Ne anlatır?


Filmi sinemada izlemek yerine evde izleseydim, sanıyorum sıkıntıdan çoğu sahneyi hızlı hızlı atlar, sonra da “ortalama bir film” deyip geçer ve filmi beğenenlere de “Neresini beğendiniz?” bakışları atardım. Ama sinemada oturup 3 saate yakın bir süre filmi izledikten sonra bunu demeye utanırım doğrusu. Çünkü filmde çok bir konu olmamasına karşın filmin çekildiği ortamlar harikaydı! Özellikle ben, karlı ortamlara bayılan biri olarak, o sahneleri bayıla bayıla izledim. Ama tabi ki de o dev gibi İMAX ekranında The Revenant’ın her sahnesi bir harikaydı.
Konudan kısaca bahsetmek gerekirse, kürk toplayıp satan bir ekibin parçası olan Hugh Glass (Leo)’ın biyografisini izliyoruz. Çünkü bu kişi gerçekten yaşamış ve yaşadığı zorlukları, verdiği mücadeleleri anlatmak için hayatta kalmış. Hugh Glass hakkında daha fazlasını öğrenmek için filmi izleyebilir ve buradaki vikipedi sayfasına bir göz atabilirsiniz.

Konuya dönecek olursak, Hugh Glass tehlikeli bölgelerden geçiyor, başına çeşitli işler geliyor, zaten bölgede yaşayan Kızılderililerle karşılaşıyor ve en sonunda da ekibiyle birlikte Kızılderililerden kaçarken bir kamp kurmaya niyetlendikleri sırada bir ayı saldırısına uğruyor ve çok ağır bir şekilde yaralanıyor. “Filmin en aksiyon dolu sahnesi ayı sahnesiydi!” veya “Ayı sahnesini çıkarın film çöp” veya “Oscar ayıya verilmeli” tarzı saçma sapan ve anlamsız yazılar-yorumlar okuyorum. Filmin kategorisinden bihaber olanların yaptığı bu gereksiz yorumlara aldanmayın ve filmi keyifle izleyin.

Gerçi keyifle derken, filmi izlerken fena halde geriliyorsunuz. Adeta filmin içindeymişçesine siz de Leonardo’yla birlikte çırpınıyor, olaylara tepki veriyor ve hayatta kalma mücadelesi veriyorsunuz. Bunu birden fazla kere söyleyebilirim ama film gerçekten de harikaydı! Kalite akıyordu dört bir yanından. Oyuncuların performanslarıyla desteklenen bu kaliteli yapım, kendi kategorisindeki her türlü ödülü fazlasıyla hak eder nitelikte.

Ayı sahnesi sonrasında film oldukça durgunlaşıyor evet. Ama orada, sizi filme iyice bağlayıp, Hugh karakteriyle empati kurmanızı ve filmi de daha fazla benimsemenizi sağlama çabasına giriliyor ve bu da gayet güzel bir şekilde başarılıyor.Hugh bu ağır yaralanmadan sonra ekibi tarafından belli bir noktaya kadar sırtlanıyor, ama sonrasında ekip, peşlerindeki Kızılderililere yakalanma korkusu duyan John Fitzgerald (Tom Hardy) tarafından kandırılıyor ve Hugh arkada bırakılıyor. Aslında John, Hugh ile kendisinin ilgileneceğini söylüyor ve diğerlerinin önden gidip yardım getirmelerini istiyor. Hugh’u yalnız bırakmayan oğlu Bridger da John tarafından öldürülünce, bilinci açık olan ama geçici felç durumunda olan Hugh iyice deliriyor. John bir çukur açıp içine de Hugh’u atıyor ve gidiyor. John tarafından ihanete uğradıktan sonra; hem oğlunun ölümü, hem de bu şekilde arkada bırakılması üzerine John’u bulup öldürme hırsıyla çukurdan çıkıyor ve böylece amansız mücadelesi de başlamış oluyor Hugh’un.

Devamında o hisleri yaşamakla meşgul olacağınız için, yazıların işlevi burada bitiyor. Yorumlamayla karışık bir yazı olduğu için ek olarak bir yorumda bulunmuyorum.Sadece, bu yazıyı yazarken filmin ne kadar harika olduğunu bir kez daha anlamanın verdiği mutluluğu yaşıyorum ben de. Film sıkıcı gelebilir, türü sevmeyenler için. Ama her yerden bir aksiyon çıkmasını beklemeyen sakin izleyicilerin de harika bir film olduğunu onaylayacağını umuyorum.Hepinize iyi seyirler… (Bekleyin, yazı henüz bitmedi)

Oğuz’un Derecelendirmesi; Kesinlikle İzlenmeli!
İMDB Puanı: 478,046 kullanıcının oyuyla 10 üzerinden 8
Film hakkındaki teknik detaylar için buraya tıklayabilirsiniz.
Filmin güzel de bir fragmanı var onu da ekliyorum aşağıya.


Leave A Reply

Your email address will not be published.